Zaman Akarken... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zaman Akarken... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeni LENOVO bilgisayarımız

12 Temmuz 2020'de, Bakırköy - Capacity'deki MediaMarkt'tan aldık yeni laptopumuzu.
Model İsmi:
LENOVO 81LL000VTX/L340/I7/16GB RAM/1TB HDD+128GB SSD/17''/Windows10 Laptop Siyah


Laptop 9.799 TL, yanında da 199 TL'ye ömür boyu, tek PC kullanımlı MS Office aldık.

Toplam 9.998 TL etti, 12 taksite böldürdük.

Bu tarihlerde Euro 7,86 TL, Dolar da 6,88 TL civarı.

Bilgisayarın özelliklerini buraya da yapıştırayım:

Ekran

Ekran Boyutu:
- / 17.3 inç
Çözünürlük:
1920x1080
Dokunmatik ekran:
Hayır
Görüntü kalitesi:
Full-HD
Ekran Boyutu (inç):
17.3 inç
Görüntü Oranı:
16:09
Ekran Tipi:
IPS
Ekran Özellikleri:
FHD
Ürün numarası:
1206105

RAM

RAM Tipi:
DDR4
RAM Bellek Boyutu:
16 GB
Maks. Desteklenen Bellek:
16

İşlemci

İşlemci:
i7-9750H Intel Core
İşlemci Markası:
Intel
İşlemci Modeli:
i7-9750H Intel Core
İşlemci Sayısı:
i7-9750H
İşlemci Hızı:
2.6
İşlemci Çekirdek Sayısı:
6
Turbo İşlemci Hızı:
4.50
Speed of the bus:
2400 MHz
Chipset:
Intel

Grafik kartı

Ekran kartı:
Geforce GTX1650 4 GB
Kullanılabilir Toplam Grafik Belleği:
4 GB
Grafik Kart Üreticisi:
Nvidia
Grafik Bellek Tipi:
GDDR5
Paylaşımlı Grafik Bellek:
Hayır

Sabit Disk

Gb Cinsinden Toplam Depolama Alanı:
1128
Hard disk 1:
1 TB
Hard disk 2:
128 GB
Sabit disk kapasitesi:
1 TB
2. Sabit disk kapasitesi:
128 GB

Optik disk sürücü

Sürücü:
Hayır

Bağlanabilirlik

Bağlantılar:
WiFi, BluetoothUSB, Type-C, HDMIEthernet
WİFİ:
Evet
Bluetooth:
Evet
Ağ:
WLAN_1X1AC+BT

Ekipman

İşletim Sistemi:
Windows 10
Ses Kartı:
Dahili Ses Kartı
Mikrofon:
Evet

Kamera

Ön Kamera:
Evet

Genel özellikleri

Boyutlar (GxYxD) / Ağırlık:
413 mm x 25.3 mm x 284.7 mm / 2.78
Ürün Tipi:
Laptop
Renk:
Siyah
Genişlik:
413 mm
Yükseklik:
25.3 mm
Derinlik:
284.7 mm
Ağırlık:
2.78
Ambalaj Boyutu:
25.3 mm / 413 mm / 284.7 mm
Üretim Yeri:
Çin
Üretici Garantisi:
2 Yıl Resmi Distribütör Garantilidir.
Ambalaj Genişliği:
25.3 mm
Ambalaj Yüksekliği:
413 mm
Ambalaj Derinliği:
284.7 mm
Çevre Ölçüsü:
103.3 cm



Bugün öğle yemeğinde üç bayanın konuşmalarına şahit oldum. Yaşlarına bakacak olursak hepsi 30'larına varmamış, iş hayatına atılalı birkaç yıl olmuş bayanlardı. Dikkatimi çeken şeyse, hepsinin de İngilizce kelimeleri gayet kendi dilindenmiş gibi söyleyip her cümlelerinde kullanmalarıydı. Örneğin şöyle bir cümle duydum; "Event'imiz için bir Talking Ambassodar ayarlamamız çok Creative olur, ama Talking Ambassodar'ımız Regular olmamalı yoksa çok Duplicate bir Event'imiz olur. Anlayamayanlar için Türkçeyi Türkçeye tercüme edersek; Etkinliğimiz için işinde uzman bir konuşmacı ayarlamamız çok yaratıcı/ilgi çekici olur ama konuşmacımız herkesin bildiği/tanıdığı biri olmamalı yoksa bizim etkinliğin diğer etkinliklerden bir farkı olmaz/benzeri olur.
Günümüzde İngilizce kelimelerin sohbetlerde sık sık kullanılması, dükkanlara isim olarak verilmesi, sevinç, üzüntü, şaşkınlık gibi eylemlerde, o eylemler için kullanılan İngilizce terimlerin kullanılmasına karşı değilim. Hatta bazı durumlarda, 3-4 Türkçe kelimeyle anlatılacak bir şeyi tek kelimeyle özetleyen İngilizce kelimeler kullanılmasını desteklediğim bile olmuştur. (Hatta bazı insanların, karşısındakini (alt kademesi, üst kademesi, hoşlandığı karşı cinsi vs.) etkilemek için bu şekilde konuşmasını bile anlayabilirim. Ama arkadaşlarınla gayet sıradan bir konuyu konuşurken, Türkçe kelimelerle de gayet rahat anlatabileceğin bir olayı, neden İngilizce kelimelere boğar insan, onu anlayamıyorum. Yine konuşmalardan çıkardığım sonuçlara bakarsak, hepsinin de iş hayatında yabancı uyruklu bir sürü insan var.

Bu bayanlarla, İngilizce ve yabancı odaklı iş ve özel hayatlarına bakarak, bir İtalyan restoranında karşılaştığımı sanıyorsanız, avucunuzu yalarsınız. Gayet bizden, gayet Anadolu bir restoranda karşılaştım bu ekiple. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu lafının İngilizcesi nedir acaba?

İlker AVCI
17.01.2011

- Sıcaklarla aran nasıl?

- Kavgalıyız...

ilker AVCI

18 Ağustos 2010

Çok büyük maça çıktım, çok büyük maça izleyici olarak katıldım. Bu seferki de oldukça büyük bir maç olarak başladı benim için, ve bu sefer maça çok iyi başladım. Gidişat güzel, işler yolunda...
ilker AVCI
18 Mayıs 2010
Ahırkapı Şenlikleri
Büyük beklentilerle gitmemiştim Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri'ne. Ama kalabalık oldukça büyüktü, bu kalabalığı görünce, vardır herhalde herkesin bir bildiği diyerekten ben de beklentilerimi büyüttükçe büyüttüm. Bu kadar kişinin bu aktiviteden nereden haberi oldu bilmem. Belki Facebook, belki başka internet ortamlarındaki reklamlar. Ama duyan herkes koşa koşa gelmişti sahile. Herhalde tarihteki en kalabalık Hıdrellez ve dilek dileme aktivitesiydi bu. Kalabalıkta gözüme çarpan ilk şeylerden biri, kadınların bu kalabalığın büyük bir bölümünü oluşturuyor olmasıydı. Hatta ben trenin Cankurtaran durağında indiğimde, bu kadın enflasyonunun sebebini merak eden 4-5 yaşlarındaki ufak bir hanımefendi de, kucağında taşındığı annesine şöyle sordu; "Anne, neden bu kadar çok kadın toplanmış burada?" Hepsinin ulvi bir amacı var ufaklık, 20 yıl sonra seni de böyle batıl şeylere tapmak için bu civarlarda görmezsem şaşarım diyesim geldi de yuttum lafları...

Şenliğe giderken, şenliğin bir AKP organizasyonu olacağını düşünüyordum. En azından belediye bir el atar, haliyle de onların borusu öter demiştim. Ama ortam Hıdrellez'den çok bir üniversite festivalini andırıyordu. Tamam günlük hayatın keşmekeşinden kaçmak için güzel bir şey içerek eğlenmek, ama Hıdrellez akşamı oldu mu şimdi bu. 50-55 yaşlarında, torunları, çocukları, akrabalarıyla Hıdrellezi kutlamaya gelmiş insanlar ve 18-25 yaş aralığında sadece bira içerek sarhoş olmuş gençler, aynı kareye pek yakışmadı.

Daha güzel, daha özüne uyan bir Hıdrellez şenliği gelir umarım gelecekte. Ya da gençler çoşsun diye, illa Hıdrellezi beklememeli, arada sırada sahilde böyle organizasyonlar düzenlemeli belediyeler ya da sponsor şirketler, her neyse işte...


ilker AVCI
06 Mayıs 2010
1 Nisan Perşembe günü, İstanbul Siyami Ersek'te bypass ameliyatı geçiren, çok yakın arkadaşım Ali'nin babası Şaban Amca'ya acil şifalar diliyorum, dualarımız seninle...
ilker AVCI
04 Nisan 2010
Kaldığım yerden tatilime devam ediyorum. Birkaç günlüğüne Çanakkale'ye gitmiştim, bu akşam Beşiktaş maçının yorumuyla, tekrar buradayım...

ilker AVCI
14 Mart 2010
Günlerden Cuma, ve sonunda sabah 7'de uyanıp, 8:10 civarı Şişli Emniyet Müdürlüğü'ne gidebildim. Bu mazoşistçe eyleminin sebebi haftalardır başvuru yapmaya üşendiğim ehliyet. Tam üç gündür elim boş dönünce, sabahın köründe gitmemin en akıllıca hareket olacağını düşündüm, kalktım gittim sabah 8'de. Yalnız değilmişim elbette, sıra numarası olarak, 8:10'da alınmış bir numaraya göre çok ileride bir numaram oldu ve elbette değişik insanlarla bir arada olunca yapılabilecek tek bir şey kalıyor; gözlem.
8:30 civarı, sonradan adının Mustafa olduğunu öğrendiğim bir adam yanıma yanaştı, hani hep olur ya bu tip sıralarda, birisiyle numara muhabbeti yapmaya başlarsın, sonra muhabbet akar gider, aynen öyle oldu işte. Adamı, patronu, sıra numarası almaya göndermiş 7:30'da, adam da numaratör açılır açılmaz 15 numarayı alabilmiş anca. İlerleyen zamanda, patron gelmediği için adam başka numaralar almak zorunda kaldı. "Anasını bilmem naaptığımın patronu, gelmez ki vaktinde, şimdi gelecek, niye bu kadar ötede bir numara aldın?" diye fırçalayacak diye dert yandı. Elemanla konuşmaya devam. Ben ehliyet olayımdan bahsediyorum, o patronun ekâbirliğinden.
Biz böyle konuşurken yanımıza üçüncü bir adam yanaştı. Bu üçüncü adam da milletin elinde daha küçük numara varsa onları topluyor, (bazıları bu numara gelmez deyip pes ettiği için), sıranın bir an önce kendine gelebileceğini sanıyor. Adamın eli numara dolu ama, 8-10 tane rahat var.
Bu arada, bu tip ortamların olmazsa olmazları, havalı ve güzel iş kadınları. Cep telefonundan, hattın diğer ucundaki arkadaşına sesleniyor : "Ay şekerim Taksim'de bir trafik vardı, yola da erken çıkmıştım ama anca 9'da gelebildim, kuyruk yine almış başını yürümüş. Ne olacak bu böyle bilmiyorum valla. Sen şu yazıyı gazeteye koy, bunu da editöre gönder halletsin, ben birazdan laptopumu açar maillerimi kontrol ederim." Havam batsın.
Klasik bir sıra bekleme günüydü işte. Yaşlı teyzeler, kalantor abiler, güzel kızlar, havalı iş kadınları, 25 Kuruş karşılığı robot misali fotokopi çeken fotokopoci adam, numaratörü kullanmayı bilmeyen ve veryansın eden yurdum insanı vs...
ilker AVCI
05 Mart 2010
İTÜ'deki kariyer günleri seminerlerine devam...
Çarşamba günü, önce Mülakat Teknikleri sunumuna, ardından da Total'in (hani şu petrol şirketi olan, sağda solda benzin istasyonlarını görmüşsünüzdür) sunumuna girdik.
Mülakat teknikleri, elbette faydalı oldu, ama anlatılan şeyler, zaten birçok insan tarafından biliniyor. Sadece farkında olmadan yaptığımız iyi ya da kötü hareketleri, artık farkında olarak yapacağımız ya da yapmayacağımızı öğrenerek çıktık sunumdan. (Sunumu yapan Özlem Hanım'ın, görüşmeye gelen adaylarla başlarından geçen komik ve ilginç olaylarsa ayrıca anlatılmaya değer, başka bir yazıda onlardan da bahsederim.)
İkinci sunum yani Total'in sunumu, çok daha güzel ve faydalıymış gibi başladı ama ne yazık ki çok daha karanlık bir havada bitti. Türkiye Total'in yaklaşık 150 çalışanının 90 tanesinin satış mühendisi pozisyonunda olması ilginç bir ayrıntı. Petrol Mühendisliği son sınıfta okuyan bir öğrenci, umut dolu bir ses tonuyla, sunucuya, bünyelerinde, gerçek anlamda, kaç tane petrol mühendisi çalıştığını söyledi. Cevap balyoz gibiydi : sadece 5. Bu öğrenciden 10 saniye sonra yine Petrol Mühendisliği son sınıfta okuyan biri söz aldı, ilk sözü, az önceki cevabınızla yıkıldım oldu, sonra da; "Size Petrol Mühendisi olarak başvuru yapsak işe alım şansımız ne olur?" gibisinden bir şeyler geveledi. Sunucu da, Türkiye'de petrol çıkartılmıyor, siz de biliyorsunuz, elimizden ne gelir ki diyerekten, hooop topu taca atıverdi.
Petrol Mühendisi, Total'da bile iş bulamayacaksa, nerede çalışacak bu insanlar? Madem Petrol Mühendisine ihtiyaç yok, ne diye her yıl 40-50 civarında Petrol Mühendisini piyasaya sürer bu okullar?
Seminerdeki her mülakat teknikeri, CV hazırlama uzmanı, İK profesörü insanlar, iş arayanlara ve yeni mezunlara, kendilerine bir hedef belirledikleri takdirde, iş arayan diğer insanlar arasından sıyrılabileceklerini söyleyip durdular seminerler boyunca. (Hedefiniz yoksa siz de yoksunuz!) Peki Petrol Mühendisi bir insanın, petrol konusunda çalışmaktan başka nasıl bir hedefi olabilir? Daha doğrusu, bu insan, kendisine cilalı bir ismi olan bir hedef belirlemek zorunda mı? Adı üstünde, Petrol Mühendisi. Petrolle ve akaryakıtla ilgili dallarda çalışabilir. Ama Türkiye'deki, özellikle de genç nüfusu vuran, bazı sorunlar yüzünden, ne yazık ki dün yine salondan neşeli ve umutlu gülüşler yerine, endişeli gözler ayrıldı...
ilker AVCI
24 Şubat 2010 23:35
İTÜ'deki kariyer günleri seminerlerine devam...
Bugün Salı ve şimdiye kadar dört söyleşiye katıldım. İş arayanlar, işinden memnun olmayıp başka sektöre geçmek isteyenler ya da yeni mezun olanlar için genel olarak söylenen şey, eğer hayallerinizde (!) işi bulmak ve o işe kabul edilmek istiyorsanız; farklı olunması gerektiği. Bu bilgiyi herkes biliyorsa, nasıl farklı olunabilir? Ya da farklı olmanın aslında biraz da, eskilerin deyimiyle kader-kısmet işleri olduğunu birçok insan gerek yaşayarak gerek görerek-duyarak öğrenmiştir.
Modern hayatın gereklerinin bizlere öğrettiği bir şey varsa, o da internet gibi her insanın girebileceği ve öteki insanların da bu yeni bilgiyi görebilecekleri böylesine geniş katılımlı paylaşım ortamlarının bulunduğu bir dünyada, önemli olanın farklı olmak değil, (çünkü her şey zaten yapıldı!), yapılmış bir şeyi farklı olarak lanse etmek olduğu. Aynen Hollywood'un, ninelerimizin bize anlattığı masalları günümüz çocuklarına anlatırken günümüzdeki teknolojik araç-gereç ya da şehir isimlerini masala dahil etmesi gibi.
Kariyer günlerine son hızla devam...
İTÜ Maslak Yerleşkesi'nden ilker AVCI
23 Şubat 2010 Saat 14:20

beyazlama...

15 Şubat 2010, bir kara Pazartesi daha...
Yine bir ümit ışığı tekrar yanmamak üzere söndü...
Bugün herhalde 10-12 saç telim daha bembeyaz olmuştur...
Mecidiyeköy-Şişli'deki Büyükdere Caddesi, en mutsuz ilker avcılardan birine tanıklık etti bugün...
Her an kalp krizi geçirecekmişim de geçirmiyormuşum gibi oluyor, kalp krizi geçirmedikçe de, direncim artıyor sanki...

S.KT.R !



15 Şubat 2010 Saat 15:00

ilker AVCI
Öncelikle ben hoş geldim...

Sonra da sizler hoş geldiniz...

Tarih 2010'un 13 Şubatı, yarın yalnız geçecek bir sevgililer günü, BJK, Antep'e yenilmiş, MSN'de kardeşim Sedat'la bir blog mu açsak muhabbeti had safhada, ve işte ilk çekirdekler...